CANLI YORUMLAR
DUYGU GÜLEÇ
DUYGU GÜLEÇ

GÜZEL ANTAKYA

SAHİP ÇIKILASI KENT
29.03.2013


Gap Turuna çıkmayı hep istemiştim. Ama mevsim olarak hiç uygun olmayan dönemler yaz tatillerime denk geldiği için hiç kısmet olmamıştı. Deniz tatilleri hep tercihimde bayramların Sonbahar’a denk gelmesi bu güzel yolculuğa çıkmama vesile oldu.

Gezimize Nemrut Dağı dönüşü Hatay ile devam ettik.

Anthony Quinn “Tanrıya Kudüs’te ya da Hatay’da rastlamazsanız bir daha da hiçbir yerde rastlayamazsınız” demiş. Hatay’ın birçok din için özel topraklar olduğundan da güzel bir dille bahsetmiş…

Suriye ile aynı paraleldeyiz ve daha bir “kuru” iklim bekliyordum, bu, ilk anda hoş bir sürpriz oluyor. Derken şehre girip “eski Antakya”da olan otelimize doğru Kurtuluş caddesi boyunca ilerledikçe gözüme çarpan köhnelik ve bakımsızlıkla kafamda soru işaretleri ve hafif bir hayal kırıklığı oluşuyor.

Kaldığımız otel, kervansaraydan uyarlanmış, genişçe bir avlu etrafında iki katlı kare şekilli tatlı bir mekan.Otelin lobisinde bir Antakyalıdan iki tavsiye alıyoruz: Anadolu Restoran ve Sveyka Restoran. 5-10 dakikalık yürüyüş mesafesinde olan Sveyka restoranda karar verip yola çıkıyoruz. Zaten Anadolu Restoranda yer yokmuş.

Sveyka Restoran, Kurtuluş Caddesi üzeride ve tarihi bir mekândan restore edilmiş, ikinci katta, nezih ve hoş bir ortam. Tarihi ağırlığına layık bir işletme, turistlerin beklediği standartlar mevcut ve uluslararası misafirlerinizle iş yemeği yiyebilirsiniz.

Hatay’a gidecekseniz en azından “iyi yemek” ve “her keseye uygun hesap” karşılaşabilirsiniz.
Yemek konusuna girmişken Anadolu Restorandan da bahsedelim. Burası Sveyka’ya göre “adını bile ona inat koymuşçasına” daha alaturka bir yer. Her iki restoranı da tavsiye ederim.

Sveyka Restoranın hemen sırasında bulunan Havranın içini maalesef görmedik. İbadet saatleri dışında sadece özel randevuyla görülebiliyormuş. Sadece tarihi bir yapıdan ibaret olmayıp cemaatinin olması ve halen bu orijinal amaçla kullanılıyor olması ilgi çekmeyecek gibi değildi.

St. Peter katedralini anlatmaya sözler yetmez. Dağın içine oyma şeklinde yapılan ve İncil’i yazan azizlerden biri tarafından ilk olarak kullanıldığı söylenen ve kabul edilen iki bin yıllık bu mabet Hıristiyanlar için bir Kâbe niteliğinde. Mabette, taban mozaiklerinin bölük pörçük de olsa günümüze kalması bir şans. Çünkü mozaiklerin olmadığı yerlerde zemin toprak. Yani koruyacak veya bozulacak bir şey yok. Bu kilise belli bir koruma
altına alınmış ama yer mozaiklerinin yenilenmesi kaçınılmaz. Üstelik turistler dolaştıkça zaten nemli olan zemin toprağı orijinal mozaiğin üzerinde çamur tabakası oluşturuyor. Bu kilise Hıristiyan uzmanlara danışılarak hatta belki de doğrudan doğruya onlara yaptırılarak mutlaka elden geçirilmeli. Örnekleri de olduğuna göre en azından mozaik zemin restore edilmeli.

Antakya’da bir de şelale var, Harbiye semtinde.

Bir doğal güzellik sömürülmek için bu kadar mı katledilir, inanması çok güç…

Örnek vereyim de gerisini siz düşünün…

Şelalenin bulunduğu yer sanırım bir restoran işletmecisine kiraya verilmiş. O da “bu şelale benim” der gibi ortasına restoranı kurmuş. Masaları, ayaklarınız suda olacak şekilde suyun içine kurmuş. Restoranın kamufle ettiği ve görünmeyen şelalenin suyunu mesela ağaçların gövdesini delerek içinden geçirmiş üstünden akıtmış. 
Antakya Arkeoloji Müzesi, ya da Mozaik Müzesi, kentin tam merkezinde inanılmaz bir tarihi mozaik koleksiyonu.

Fakat bu konuda merak ettiğim bir şey var. Müzede gördüğüm mozaikler yere veya duvara sabit olarak döşenmiş. Dolayısıyla buradan alınıp başka bir ülkede sergilenip geri getirilmesi söz konusu değil.

Birilerinin bu güzel kentin farkına varıp, ona sahip çıkıp, onu korumacı ama akılcı ve her şeyden önce uzman bir gözle toparlaması lazım. Bu biraz da kaynak gerektiriyor ama Antakya bunu en az diğer kentler kadar, hatta daha fazla hak ediyor.

Birkaç söz de Samandağ için etmeden bitiremeyeceğim: Pazartesi müzeler de kapalı olduğundan araba kiraladım ve deniz kenarındaki Antakya’ya yarım saat mesafede bulunan Samandağ ilçesine gitmeye karar verdik.

Ana yoldan biraz ayrılıp ülkemizdeki tek ermeni köyünü de ziyaret etmek için dağ yoluna saptım. İyi de yaptım ve kuzeyindeki tepelerden Samandağ’a yaklaşmaya başladım.

Yukarıdan manzara müthişti. Abartmıyorum, yer yer yüz metreyi bulan genişlikte dümdüz ve kilometrelerce uzunlukta bir Akdeniz kumsalı doğrusu göz kamaştırıyor.

Fakat Samandağ’ın içine sokuldukça neye uğradığımızı şaşırdık. Antakya için bakımsız dedim, özür dilerim, Samandağ adeta terk edilmiş western kasabalarını andırıyor. Sahile giden genişçe bir yol buldum. Sonunda sahile ulaştım ve muhteşem plajını yakından gördüm.

Sonradan öğrendim ki bu gördüğüm yol, Samandağ’ın ana caddesi Deniz Caddesiymiş. 

Bir kentin bu kadar geri bırakıldığına inanmak çok zor. Bu kent dünyanın tek parça halinde en uzun plajına sahip ise bu zihinleri karıştıran bir soru haline geliyor.

Benim mi çok büyük beklentim vardı, yoksa gerçekten de abartıldığı kadar güzelliği ben mi göremedim bilmiyorum ama insanı sıcak, yemekleri lezzetli bir şehrimizdir. Ara sokakları Mardin'i hatırlatır, insanları yardımcıdır ve gerçekten kültür, medeniyet yeridir.

 

 

 


Haftaya Gaziantep…

YAZARLAR
OBEZİTENİN ÖNLENMESİ İÇİN
BOŞANMA SÜRECİNİN ARDINDAN
ANA RAHMİNE HASRET
GEBELİK ŞEKERİ
BOŞANMA SEBEPLERİ II
12 KASIM HAFTASI
İYİ OLMAYAN YABANCILAR VAR
SEVGİ,FEDAKÂRLIK,BAĞIMLILIK
DETOKS SEBZE VE MEYVELERİ
MİNİK DOSTUNUZLA TATİLDE
BEBEKLER İÇİN YEMEKLER
NEFES ALMA PROBLEMLERİ
KOL ESTETİĞİ
SORULARINIZ VE YANITLARI 22

Yorum Yaz

Yasal Uyarı:Bu iletişim platformunda yorum yazanların, bilgi ve düşünce paylaşanların veya herhangi bir kanaldan site veya ziyaretçileriyle iletişim kuranların görüş ve düşünceleri, site editörlerini, modaretörlerini ve site hazırlayıcılarını bağlamamaktadır. Bu görüş ve düşüncelerin sorumluluğu tamamen ilgili kişilere aittir. Sitemizde reklam unsuru içeren yorumlara ve yönlendirici linklere yer verilmemektedir. Yorumlarınızı yazarken lütfen bunu dikkate alınız. Aksi halde iletileriniz yayından kaldırılacaktır.
 
Adınız:
 
Soyadınız:
 
Email:
   
Sikayet & Öneri:
 
Talebinizi Seçiniz :