CANLI YORUMLAR
Mehtap Erel
Mehtap Erel
Yazar

SOSYAL MEDYA VE HABERLER

Kalmalı mı gitmeli mi?
24.02.2020

Hiç ilgilenmek istemediğim halde (çünkü sinirlerim bozuluyor ve bunu istemiyorum) ne yazık ki Twitter hesabım yüzünden takip ettiğim bir takım davalar var ve gelişmeleri okudukça deli oluyorum (biraz uzun yazıcam ama dayan sevgili okur, Ceren Damar cinayetinden yeni dahi çocuğumuza hepsinden bahsedicem altta).

 

Daha doğrusu şöyle açıklayayım. Aslında bütün sosyal medya hesaplarımı kapamak istiyorum. Çünkü inanılmaz bir vakit kaybı. İnanılmaz bir saçmalık. Sosyal medya hesapları hakikaten boş-beleş bir şeye dönüştü. İşiyle ilgili paylaşım yapanları tenzih ederim ama hakikaten aynı şeyleri görmekten gına geldi. Özellikle arkadaş paylaşımları öyle sıktı ki. Ayıp olmasın diye arkadaşlıktan da çıkaramıyorsun ama böyle bir vakit kaybı yok (çoğunu sessize aldım maalesef).

 

Twitter’ı kapatırsam gündem hakkında (medyanın hali ortada) hiçbir fikrim olamayacak ve insanın yaşadığı ülkede ve dünyada neler olduğu hakkında bir miktar da olsa fikri olması lazım ve bunu nasıl yapıcaz? Gazete mi okuycaz? Mecburen twitter’da belli haber kaynaklarını takip ederek memleket nereye gidiyor bakıyoruz. Bakıyorsun da ne oluyor diyebilirsin sevgili okur, şu oluyor, paramızı-yatırımımızı nasıl değerlendireceğimizi, çocuğu ne edeceğimizi, tatilde nereye gideceğimizi, kedi maması indirimlerini falan buna göre takipleyip belirlemeye çalışıyoruz, böyle el yordamıyla değil herhalde. 

 

Instagram hesabımı yeni kitap paylaşımlarım için tutuyorum. Hesap ölü kalmasın diye arada izlediğim oyunları, konserleri ne bileyim sanat etkinliklerini paylaşıyorum. Biraz da insanları sanata yönlendireyim diye şey ediyorum. Hani bakın şurada şu oyun var beğendik veya beğenmedik, ne bileyim, şurada bir kadeh şarap içtik, ortam çok tatlıydı manzara güzeldi gibi. Millet asılıp rahatsız etmesin diye kocamla fotoğrafımı paylaşıyorum falan.  Hesabı canlı tutup yeni kitaplarım/yazılarım/çalışmalarım çıktıkça paylaşıcam işte ne yapıcaz ki başka? A haber’e reklam mı vericez kitap yazdım diye? (en çok o izleniyormuş)

 

Facebook hesabım ise iki tane. Biri zaten sadece kitap ve köşe yazısı paylaştığım iş hesabı, diğeri annem, teyzem, halalarım, yengem, kuzenlerim falan birbirimizi takip ettiğimiz, birbirimizin çoluğunu çocuğunu kalplediğimiz, altına maşallah yazıp nazar boncuğu emojisi koyduğumuz hesap. 

 

Dolayısıyla sosyal medyada ne kalabiliyoruz ne gidebiliyoruz, böyle kilit bir durum. Artık darlayanı, bana çok vakit kaybettirdiğini düşündüğümü sessize alıyorum. Çünkü onun paylaşımlarını görmekten esas görmeye çalıştıklarım altta kalıyor. Mesela takip ettiğim yemek hesapları var Instagram’da. Spor ve kitap hesapları var. Etkinlik hesapları var ki çok önemli, süreli-zamanlı paylaşımlar bunlar… Biri on tane selfie atmış üstüste, sanki 2000’lerin başı, hooop Süreyya Operası aşağıda kalmış, bale izlemeye gidicem, benim senin saçma fotoğrafların yüzünden etkinlikten haberim olup da biletix’e girene kadar bilet bitiyor. Madem öyle, baktım abidik gubidik paylaşımlardan esas işler altta kalıyor, alıyorum sessize on kişiyi, hoop yemek tarifleri üste geliyor, etkinlikler üste geliyor. Yapacak bir şey yok. 

 

Dönüyorum esas konuya. 

 

Kaçamadığım sosyal medya paylaşımları yüzünden takiplediğim davalardan biri de Ceren Damar davası tabii. Rahmetliyi bıçaklayan adamın avukatının savunma namına söyledikleri içime dert oluyor. Çünkü ne yazık ki bu hepimizin başına gelebilecek ve arkamızdan hepimiz için söylenebilecek bir şey. Bugün (Allah korusun) biri seni önce bıçaklasa, sonra ölemedin diye içine sindiremeyip silahla vursa ve öldürse. Mahkemeye gidip “beni beğeniyordu, bana asılıyordu, benimle seviş dedi, kabul etmedim, üstüme geldi, kızdım, vurdum” dese… Der der elin ağzı torba mı? Herkes herkese her şeyi der. Sen dilersin ki birileri arkandan “kardeşim sen manyak mısın?” desin bu adama. Evli barklı  (veya bekar) kadın için ne diyorsun desin. Bu ülkede, bu topraklarda hangi kadının bir adamın arkasından koşmasına gerek kalıyor diye biri sorsun. Bu memlekette nefes aldığı müddetçe (hatta almasa bile) bir kadının sevişelim teklifine hayır diyecek adam sayısı kaç tane desin biri. İnsanlara dönsün desin ki arkadaşlar bu adama inanıyor musunuz? Bir kadının arkasından böyle iftiralar atmak yapılacak en ucuz şey değil mi? Desin. Bu sana olabilir ve olmasın inşallah da ama olursa birileri seni korumaya çalışsın istersin dimi?

 

İşte tam da bunu düşünerek müdahil olmak istiyorum ama sonra hukuk sistemine güvenim öyle bir noktadaki, öldüren adamın yerine beni içeri almaları ihtimali üzerinden çocuğumu perişan etmeyeyim endişesiyle (üniversite sınavlarına hazırlanmaya başlayacağı ara bunlarla uğraşamaz) salıyorum. Salıyorum ama içime bir taş oturuyor işte. Böyle yüreğimin tam ortasına koca bir taş. Şişip kalıyorum.

 

Bir diğer karşılaşmak istemediğim halde karşılaştığım şey ise elimizi uzattığımız her şeyi berbat etme huyumuz. 1. Gün süper zeka ilan edilen zavallı çocuk, 3. günün sonunda Erol Köse ile birlikte Aleyna Tilki’ye laf sokmalı video çekiyordu. Ne bu şimdi? Bu mudur yani? Hiç mi otokontrol yok, hiç mi höst mekanizması kalmadı, bu ne kepazelik artık. Çocuk zeki ise MEB devreye girecek, testi bilmemnesi var bunun yapılacak, buna göre okullar da var, yatılı hatta bu okullar, masraflar devletten çocuk gidip orada okuyacak. Erol Köse nasıl dahil oldu olaya? Aleyna Tilki ne alaka?

 

Diyeceğim şu, çok baydı bu işler beni. Yorum yapsan linç ediyorlar, yapmasan böyle bakakalıyorsun duruma… Bir şeyin nasıl yanlış yapıldığını görmek ve göre göre susabilmek zor bir şey. Ya sinirim bozuluyor , ya üzülüyorum ya midem bulanıyor. Her geçen gün aaaa ne şahane dediğimiz şey sayısı azalıyor. Bu gidiş gidiş değil, annem öyle der, şimdi daha iyi anlıyorum ne duyguyla söylediğini. Bir şeye bakıp sonunu hiç parlak görmemekle ilgili… Bu zamanlar çok acayip zamanlar. Çok hastalıklı bir döneme, gerçek bir ahlaki ve etik erozyon dönemine şahitlik ediyoruz.

 

Kendini koru sevgili okur. Bu dönemden ne kadar az etkilenirsek o kadar kar.

 

Tertemiz bir hafta dilerim. 

 

XXX

Not: Yazılarımla yeni tanışanlar için bu not (bu notu zaman zaman ekliyorum araya mecburen). Ben yazılarımı konuşma diliyle yazıyorum. Bu çok uzun yıllardır bu şekilde. Newsweek Türkiye’de köşe yazıyordum orada da böyleydi, Hürriyet’te yazıyordum orada da böyleydi, hep böyle oldu. Bu yeni bir durum değil siz benim yazılarımı yeni okumaya başladınız sadece. Bu sebeple “yapıcam değil yapacağım” diye bana düzeltme göndermekle uğraşmayınız, o benim için yaklaşık 17 senedir “yapıcam”.

DÜZENLİ OLARAK KÖŞE YAZILARIMI TAKİP EDEBİLMEK VE YAZI ARŞİVİM İÇİN:

www.mehtaperel.com 

www.mehtaperel.wordpress.com

www.mehtaperelarsivyazilari.wordpress.com

Instagram:mehtaperel

Twitter: mehtaperel

Bu adreslere de eliniz alışsın, favorilerinize kaydedin hatta, siteler çöküyor, server'lar kapanıyor, yazılımlara bug giriyor, sonuçta internette yazdığımızdan adresler kapanabiliyor. Sonra aramayın nerde bu kadın diye, ben her pazartesi üstteki üç mehtap'lı adreste yazılarımı güncelliyorum)

 

 





Yorum Yaz

Yasal Uyarı:Bu iletişim platformunda yorum yazanların, bilgi ve düşünce paylaşanların veya herhangi bir kanaldan site veya ziyaretçileriyle iletişim kuranların görüş ve düşünceleri, site editörlerini, modaretörlerini ve site hazırlayıcılarını bağlamamaktadır. Bu görüş ve düşüncelerin sorumluluğu tamamen ilgili kişilere aittir. Sitemizde reklam unsuru içeren yorumlara ve yönlendirici linklere yer verilmemektedir. Yorumlarınızı yazarken lütfen bunu dikkate alınız. Aksi halde iletileriniz yayından kaldırılacaktır.
 
Adınız:
 
Soyadınız:
 
Email:
   
Sikayet & Öneri:
 
Talebinizi Seçiniz :